
Designed by Magnific
Evlilik Birliğinin Sarsılması, m.166/1: Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Boşanmanın Genel Sebepleri: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması bu birlikteliğin bozulmasına neden olan her türlü hadiseyi içerebilir. Evlilik bağının ve birlikte yaşama arzusunun yok olması tek bir sebebe ve örneğe sığdırılamayacak kadar karmaşık olan, sosyal, kültürel, psikolojik ve ekonomik pek çok bileşeni olan bir konudur. Çeşitli nedenler evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olmaya elverişli olabilir ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı ve ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği hem olayın ağırlığına hem de ailenin durumuna göre farklılaşabilir. Bir aile için evliliği olumsuz yönde etkileyen ve ortak hayatı çekilmez hale sokan bir olay başka bir aile için benzer etkiler doğurmayabilir. Eşler, ciddi sorunlarla karşı karşıya olsalar da ortak yaşamı sürdürmekte hiçbir güçlük çekmiyorlar ve evlilik birliğini sürdürmeye devam ediyorlarsa boşanma şartları gerçekleşmemiştir. Örneğin, kadının halen doğurgan olduğu bir dönemde üç çocuklu bir ailenin en küçük çocuğunun bir hastalıktan ölmesi evlilik birliğinin devamını çekilmez kılmayabilir; ama sırf kadın hamile kaldığı için evlenmiş olan çiftlerin bu çocuğun ölümü üzerine temelinden sarsılan evlilik birliği onlar için çekilmez hal alacaktır. Bundan dolayı evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma durumunda, hâkimin hakkaniyete uygun olarak evlilik birliğinin devamının eşlerden beklenebilir olup olmadığının tespit etmesi ve takdir yetkisi önem kazanır.
Birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. (YHGK)
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Sebep Olabilecek Haller: Öngörülemez pek çok olgu ve sebebi kapsayan özelliği ayrıca, diğer boşanma sebeplerine yönelik şartlar somut olayda tam olarak gerçekleşmediği ya da eşlerin asıl uyuşmazlığı ortaya koymadan boşanmak istedikleri durumlarda veya diğer boşanma sebeplerine göre dava açma süreleri kaçırıldığı zaman veyahut dava sebebini oluşturan olguların tam olarak ispatlanamadığı hallerde, genel boşanma sebebi olarak temelden sarsılma ve ortak hayatın çekilmez hale gelmesi konusunda dava açılabilir.
Hem özel hem de genel sebebe dayanılarak boşanma davası açılmış ise, doğuracakları hukuki sonuçlar farklı olacağından öncelikle özel boşanma sebeplerinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, özel sebep varsa, bu sebebe dayanılarak, özel boşanma sebeplerinin gerçekleşmemesi veya özel sebebe dayalı dava hakkının düşmüş olması halinde, deliller, genel boşanma sebebi çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. (Y2HD)
Mevcut olan ya da sonradan ortaya çıkan bir durum ya da olgu, eşler arasında şiddetli geçimsizliğe neden olmasa da yine evlilik birliği temelden sarsılmış olabilir. Şiddetli geçimsizliğe ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olabilecek hallere örnek olarak, eşler arasındaki karakter, zevk ve görgü farklarının zamanla büyümesi, cinsi dengesizlik, eşlerden birinin özellikle kocanın ekonomik durumunun bozulması ve evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri asgari ölçüde bile olsa yerine getirememesi36, eşlerden birine zührevi hastalık aşılanmış olması, eşlerin birinin diğerine duyduğu büyük nefret, eşlerden birinin eş dost yanında devamlı olarak diğer eşi rencide etmesi, eşlerin birbirlerinin dini ve milli değerlerine saygısızlık etmeleri, birbirlerinin ana babalarına hakaret etmeleri ve sevgi eksikliği, diğer eşin kan hısımlarına ya da üvey evlada karşı insafsızlık, iflas eden eşin çalışma arzusunu kaybederek, tembellik ve uyuşukluk içine düşmesi, sadakatsizlik, yuvaya ihaneti gösteren bir hastalığa yakalanmak, mesken seçiminde anlaşmazlık, karşılıklı yardım ödevlerinin ihlali gibi haller sayılabilir.
Toplanan delillerden, boşanma davası açıldıktan sonra da, tarafların aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri, aynı yatakta birlikte yattıkları, birlikte tatil yaptıkları ve pikniğe gittikleri anlaşılmaktadır. Boşanma davasına rağmen tarafların aynı evde birlikte yaşamaları, birlikte tatile gitmeleri ve piknik yapmaları, evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, ortak hayatın sürdürülebilir olduğunu gösterir. (Y2HD)
Belli Bir Sürenin Geçmesi Gerekir mi? Ortak hayatın çekilmezliğine yönelik bir hüküm için mutlaka her iki eş için de aynı anda çekilmez bir durumun ortaya çıkmış olması gerekmez. Eşlerden sadece birisi için ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması yeterlidir. Ortak hayatın çekilmez hale geldiğini kabul etmek için, kanun koyucu evlenme sözleşmesinden itibaren belli bir sürenin geçmiş olmasını şart koşmamıştır. Evlilik akdinin yapılmasının hemen ardından ortaya çıkan ve evliliği temelden sarsacak bir nedenin varlığı halinde eşlerden biri evlilik akdinin kurulduğu gün dahi boşanma davasını açabilir. Ortak hayat evlilik birliğinin amacına uygun bir şekilde çekişmesiz ve sağlıklı biçimde devam etmiyorsa, evlilik birliğinin çekilebilir olduğunu söyleyemeyiz.
Eşine eve dönmesini ihtar eden eş, ihtardan önceki olaylara dayanarak köklü sarsılma sebebiyle boşanma davası açamaz. Zira önceki olaylar, evliliği ne kadar sarsıcı nitelikte olursa olsun, davacı eşini eve davet etmekle, bu olayların kendisi için evlilik birliğini sürdüremez hale koymadığını kabul etmiş olur. (Y2HD)
Açık Af Beyanın veya Affı Gösteren Davranışların Varlığı: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davalarında açık af beyanı veya affa delalet eden davranışların varlığı halinde çekilmezlik unsurunun ortadan kalkacağı görüşü kabul edilmektedir. Yargıtay bir kararında; eşlerin boşanma davasının açılmasından sonra bile birlikte yaşadıklarının sabit olduğunu bu nedenle evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını ve evliliğin çekilebilir olduğuna karar vermiştir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı açılan boşanma davasında, eşlerden birinin diğer eşin evi terk edip babasının evine gittiği ve bu eşe eve dön ihtarı çektiği, bu ihtar ile ihtar çeken eşin ihtar tarihinden önceki tarihlerde diğer eşin yaptığı iddia edilen eylemlerini affettiğinin yahut en azından hoşgörü ile karşıladığının kabul edilmesi gerektiğine dolayısı ile ihtar çeken eş yönünden çekilmezlik unsurunun oluşmadığına (Y2HD)
Kusura dayanan bir boşanma sebebi mi? Evlilik birliğinin temelinden sarsılması prensibine göre, evlilik birliğinin meydana getirdiği yükümlülükler eşlerin kusuruyla ihlal edilmeksizin de ortaya çıkabilecek herhangi bir olgu ya da durum nedeniyle, eşlerin ortak hayatı sürdürmeleri imkânsız hale gelebilmektedir. Eşlere anlaşamamalarıyla (karakter farkı nedeniyle yaşanan uyuşmazlık) ya da ortak hayatı çekilmez hale getiren başka bir olgunun varlığı (kaza, hastalık) ile ilgili olarak bir kusur atfetme mecburiyeti bulunmamaktadır. Dolayısıyla, burada kusurun önemi bulunmamakta ve eşlerde kusurun varlığı sorgulanmadan evliliğin temelinden sarsılmış olmasına dikkat çekilmektedir. Bu prensibin temelindeki sarsılma, eşlerden birinin kusuru ile olabileceği gibi, eşlerin karşılıklı kusurlarıyla ya da kusurları olmadan da gerçekleşebilmektedir. TMK m.166’da evlilik birliği eşlerin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldıysa, eşlerden her birinin boşanma davası açabileceği hükmünü taşımaktadır. İkinci fıkrasında ise “davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, evlilik birliği ortak hayatı çekilmez hale sokacak derecede temelinden sarsılmış ise eşlerden her biri kusurlu olsa dahi, hatta her ikisi de kusurlu olmasa dahi boşanma davası açabilirler. Zira, evlilik birliğinin sarsılması kusura dayanan bir boşanma sebebi değildir. Yani dava açabilme hakkı, eşlerden birinin kusursuz olması şartına bağlanmış değildir. Başka bir deyişle, boşanma davası açabilmek için, geçimsizlikten dolayı evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasının mutlaka eşlerden birinin kusurundan ileri gelmiş olması gerekmediği gibi, davacı eşin de bunda kusurunun bulunmaması şart değildir. Eşlerden her ikisi de kusurlu olsa veya her ikisinin de kusuru bulunmasa bile, yine de boşanma davası açılabilir. Çünkü evlilik birliğinin sarsılması, kusura dayanan bir boşanma sebebi değildir. Her ne kadar evlilik birliğinin temelden sarsılması durumunda, kusur unsuru boşanma davasının açılabilirliğine engel değil ise de davalının itiraz hakkını kullanması ile boşanmanın neticeleri olan tazminat talepleri ve yoksulluk nafakası açısından önemlidir.
…Evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması durumunda, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Bu durumda, davacının davalıdan daha fazla kusurlu olduğu itiraz yoluyla ispat edilirse, davanın reddedilmesi gerekir. Bu sonuç, bir kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak kazanamaması ilkesinden doğan bir sonuçtur. (YHGK)
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı olarak açılan boşanma davasında kusurun tamamı davacı eşteyse ve davalı eşe atfedilebilecek kusur yoksa ve de davalı süresinde itiraz hakkını kullanmış ise “kimse kendi kusuruna dayalı olarak menfaat elde edemez ilkesi” gereğince, kusurlu eşin açtığı davanın reddedilmesi gerekmektedir
Süresinde Cevap Dilekçesi Vermeyen Taraf: Boşanma davasında da süresinde cevap dilekçesi vermeyen eş, kendisine yüklenen kusur isnadını ve boşanma talebini reddetmiş sayılır ve davalı eş bu durumda sadece reddettiği kısımla ilgili savunma yapabilir. Yani, sadece kendisine yüklenen kusurların asılsız olduğuna ve boşanma sebeplerinin gerçekleşmediğine dair savunma geliştirebilir; ama, savunmasını genişleterek davacının daha ağır kusurlu olduğunu gösteren vakıa isnatlarında bulunamaz, davalının daha ağır kusurlu olduğuna dair itiraz hakkını kullanamaz. Ve m.166/2 fıkrasındaki itiraz hakkı doğrudan boşanma sebebinin varlığı ile ilgili olup, boşanmaya karar verilip verilmeyeceğini etkilemektedir. Yani bir anlamda davacının daha kusurlu olduğu hallerde engel olmak davalının iradesine bırakılmıştır.
Kusurun Her İki Tarafta Olması: Eşlerin her ikisinin de eşit kusurlu olması halinde birinin kusuru diğerinin kusuruna üstün kılınamıyorsa eşler için çekilmezlik şartı gerçekleşmişse gene boşanma davasının kabulüne karar verilmelidir. Bu hallerin ötesinde, daha önce bahsettiğimiz üzere, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasında eşlerin kusurlu olması şart değildir. Her iki eşin de kusursuz olduğu bazı hallerde de evlilik birliği temelinden sarsılmış olabilir. Bu durumda kusursuz davacı eşin, kusursuz davalı eşe karşı açtığı boşanma davasının kabulüne karar verilmelidir.
Boşanma kararı verilebilmesi için davalının az da olsa belli bir kusurunun varlığı ve bunun ispatlanması kaçınılmazdır denilmesi yanlıştır. (YHGK)
Davanın Reddedilmesi Halinde: Her ne sebeple olursa olsun açılan ve yine her ne sebeple olursa olsun reddedilen boşanma davalarının kesinleşmesinden sonra, taraflar evlilik birliğini tekrar sağlayamamışlarsa bir yıl sonunda açacakları ve m.166/4 fıkrasına dayanacakları boşanma davasında arızi ve zorunlu sebepler dışında bir araya gelemediklerini, yeniden bir aile olmadıkların kanıtladıkları noktada, mahkeme tarafından başka bir delile gerek kalmaksızın boşanma kararı verilecektir.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. (m.166/4)
“Hukuki konularda hak kaybına uğramamak için hukuki destek ve danışmanlık almanızı tavsiye ederim.”
Kaynakça:
- 4721 sayılı TMK
- DURAL, Mustafa, ÖĞÜZ, Tufan, Gümüş, Mustafa Alper, Türk Özel Hukuku, Aile H. CIII, 2018
- AYM Kararı
- Yargıtay Kararları
Bu makale, makalenin yazım tarihi itibarıyla yürürlükte olan mevzuat dikkate alınarak Av. Arb. Erol ASLAN tarafından hazırlanmıştır. Her olaydaki maddi vakalar ve özellikleri ile bunların uygulama ve sonuçları farklı olacağından, bu makale yalnızca bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmış olup, bir hukuki görüş veya öneri teşkil etmez ve bu şekilde yorumlanamaz.